Nasreddin Hoca Akşehir pazarında bir adamın başına toplanmış olan kalabalığa yaklaşır. Satıcı elindeki kuşu satmaya çalışmakta ve fiyatı ise çok yüksek 50 Akçe, yan taraftaki tavuklar ise 5 Akçe. Hoca bir türlü fiyattaki aşırı farkı anlayamaz ve sorar: – Hemşerim bu nasıl kuş 50 Akçe istersin? – Hoca efendi bu bildiğin kuş değildir bunun özelliği var. – Neymiş özelliği? – Hocam bu kuşa papağan derler ve konuşur. Hoca hemen eve koşar, kümesten horozunu kaptığı gibi pazara döner. Papağan satmakta olan adamın yanına durur ve yüksek sesle; – Bu gördüğünüz kuş sadece 100 Akçeye, gel, gel! Herkesten çok papağan satan şaşar bu işe ve sorar. – Hocam 100 Akçe çok değil mi bir horoz için? – Sen 50 ye satıyorsun ama? – Dedim ya hocam benim kuş konuşur ama. – O konuşursa, benimki de düşünür!...

Üç dört çocuk ayaklarını suya sokmuş oynarlarken Nasrettin Hoca’nın yanlarına doğru geldiğini görmüşler. Bir muziplik düşünmüşler hemen: – Aman hocam diye bağırmış birisi. Ayaklarımız birbirine karıştı. Bir türlü bulamıyoruz. – Ya demiş, Nasrettin Hoca, ben şimdi bulurum onları. Eline geçirdiği sopa ile başlamış su içindeki ayaklara vurmaya. Çocuklar zıplayıp kalkmışlar sudan. Hoca gülmüş: – Tamam mı demiş, herkes ayağını buldu mu şimdi?...

Nasrettin Hoca gece yarısı dışarda, kapının önünde birtakım gürültüler, bağrışmalar işitmiş. Çıkıp kavganın nedenini öğrenmek istemiş. Karısı Karşı Çıkmış: -Efendi, ne işin var gece yarısı dışarıda? Otur oturduğun yerde.. Ama Hoca dinlememiş, yorganına sarılıp kapının önüne çıkmış. Bakmış ki iki adam kavga ediyorlar, kıyamet koparıyorlar. Nasreddin Hoca öylece bakadursun, adamlar birden Nasrettin Hoca’nın üstündeki yorganı elbirliğiyle çekip almışlar. Aldıkları gibi de tabanları yağlamışlar. Hoca o soğukta dımdızlak kalıvermiş, alık alık bakmış bir süre. Sonra dönmüş uyku sersemi bir halde girip karısının yanına uzanmış. Karısı: -Hayrola efendi? Neymiş dışardaki kavganın nedeni? Hoca: -Hiç, demiş, Ne olacak, kavga bizim yorgan yüzünden çıkmış meğer, yorgan gitti kavga bitti…!...

Bir ahbap topluluğunda Hoca’nın eline iş olsun diye bir saz tutturmuşlar: -Hadi bize güzel güzel bir şeyler çal da dinleyelim! Demişler. Hoca sazı eline alınca mızrabı bir aşağı bir yukarı teller üzerinde rastgele dolaştırmağa ve böylece tuhaf tuhaf sesler, gıcırtılar çıkarmağa başlamış: -Aman Hoca demişler, saz dediğin böyle mi çalınır? Perdeler üzerinde usuliyle gezinmek gerek … Hoca , elindeki sazı dımbırdatmağı sürdürürken: -Onlar perdeyi bulamazlar, aramak için gezinip dururlar. Ben buldum işte. Niçin boşu boşuna gezinip durayım, demiş. Gülmüş...

Bir Arkadaşı Nasrettin Hoca‘ya sormuş: – Hocam sizde kırk yıllık sirke varmış… Nasrettin Hoca da: – Var demiş. Arkadaşı : – Biraz versene ilaç yapacağım demiş. Nasrettin Hoca : – Her isteyene verseydim o sirke kırk yıl durur muydu sence? demiş...

Bir gün Hoca, eşeğine binerek , arkasına takılan bir kısım insanlarla birlikte, camiden eve dönerken birdenbire durur, hayvandan iner ve yüzü insanlara dönük olarak eşeğe ters biner, yani semere ters oturur. Bunu görenler yaptığı hareketin nedenini sorarlar. Hoca şöyle der: -Düşündüm taşındım, eşeğime böyle binmeye karar verdim çünkü saygısızlığı hiç sevmem. Siz önüme düşseniz, arkanızı bana dönmüş olacaksınız; usulsüzlük saygısızlık olur. Ben önde gitsem, size arkamı çevirmiş olacağım ki bu da doğru değildir. Böyle ters bindiğim zaman ise hem ben önünüzden giderim, siz de ardımdan gelmiş olursunuz; hem de karşı karşıya bulunuruz!...

Nasrettin Hoca Akşehir’de kadılık vazifesini yürütürken karşısına iki adam çıkmış. Birisi öteden beri cimriliği ile tanınmış bir aşçı, diğeri de boynu bükük bir fakir. Aşçı sözü almış : – Hocam demiş, ben bu adamdan davacıyım. Dükkanın önünde fasulye pişiriyordum. Tencerenin kenarından buğusu çıkıyordu yemeğin. Bu adam elinde somun ekmekle geldi. Kopardığı lokmaları yemeğin buğusuna tutup başladı atıştırmaya. Nihayet koca bir ekmeği bitirdi. Ondan fasulye buğusunun parasını istedim, vermedi. Nasrettin Hoca anlatılanları dikkatlice dinledikten sonra fakire dönüp : – Doğru mu bunlar ? diye sormuş. – Evet, demiş fakir adam. – Öyleyse para kesesini çıkar bakalım. Zavallı fakir kadı efendiye karşı gelememiş. İçinde üç beş akçe bulunan para kesesini Nasrettin Hoca’ya uzatmış. Bu sefer aşçıyı çağırmış yanına. Keseyi kulağına yaklaştırarak şıngırdatmaya başlamış. Sonra da : – Haydi demiş aldın işte alacağını. Aşçı : – Nasıl olur? diye şaşkınlığını belli etmiş. Paramı vermediniz henüz. Hoca cevap vermiş : – Fazla uzatma, yemeğin buğusunu satan paranın da sesini alır elbet!...




SENDE BİZE KATIL

SessizSokak.com da henüz yayınlanmamış bildiğin başka Karma Fıkralar varsa, hemen bizimle paylaş.

İsim ya da Rumuzunuz :

Emailiniz :

Güvenlik kodu :   

Karma Fıkralar sözü ekle