YAŞANMIŞ BİR HİKAYE
Öğretmen, öğrencisine birer sepet verir ve bahçeye elma toplamaya gönderiri. En tatlılarını getiren mezun olur,"der. Öğrenciler 1 saat sonra dönerler. Biri,arkadaşının sepetine yangözle bakıpkendi getirdiklerinin muhteşem göründüğünden emin olmanın rahatlığıyla koyar sepetini ortaya. Her biri tornadan çıkmışçasına muhtazam, pürüzsüz, gözalıcı elmalar oradadır. Ardından diğeri koyar sepeti.Eğri büğrü, kötü görüntülü ezik, tomurcukken yağmur değmiş, yaralı bereli ne kadar elma varsa toplamıştır. Öğretmen, "Yolun açık olsun, " der ve uğurlar öğrenciyi. Diğeri, "Nasıl olur, " diye hayıflanır;bir kendisinin bir de giden öğrencinin elmalarına bakarak... Öğretmen çakısıyla birer parça keser; bir onun harika görünümlü elmasından, bir de giden öğrencinin elmasının bereli kısmından.. "Tat,"der, "En tatlısını dedim, kabuğu en güzelini değil,"diyerek uzaklaşır. Gerçekten de, pazardan aldığınız, üzerine dolu dağmiş bir meyvenin o kısmını koklayın ve tadın, bal gibidir. Yaralanarak büyüyor, yaralandıkça tatlanıyoruz, yaralarımızla güzeliz hepimiz...