Bil Gates Microsoftsun bir seminerinde bilgisayar sektöründeki gelişmenin hızını anlatmak için şöyle bir benzetme yapmış. "Eğer Volkswagen firması son 25 yıl içinde bilgisayar sektörü kadar hızlı gelişmiş olsaydı, bugün 500 dolara alacağımız arabalara 25 dolarlık benzin koyup dünya turu atmamız mümkün olacaktı. " Birkaç gün sonra Volkswagen firmasının bir basın açıklaması yayınlanmış "Eğer otomotiv sektörü Bill Gates'in işletim sistemi gibi gelişmiş olsaydı. Her alacağımız arabada tek koltuk olacak, diğer koltuklar için ekstra lisans parası ödemek zorunda kalacaktık. Arabamız sadece bizim ürettiğimiz benzinle çalışacak; gösterge tablosundaki tüm ikaz ve uyarı ışıkları yerine üzerinde: ARABANIZ GEÇERSİZ BİR İŞLEM YÜRÜTTÜ VE KAPATILACAKTIR yazan tek bir lamba olacaktı. Ayrıca her kazadan sonra arabanın hava yastıkları açılmadan önce bir düğmenin üzerinde: HAVA YASTIKLARI AÇILACAK EMİNMİSİNİ? diyen bir ışık yanacaktı. "

Öğretmen, öğrencisine birer sepet verir ve bahçeye elma toplamaya gönderiri. En tatlılarını getiren mezun olur,"der. Öğrenciler 1 saat sonra dönerler. Biri,arkadaşının sepetine yangözle bakıpkendi getirdiklerinin muhteşem göründüğünden emin olmanın rahatlığıyla koyar sepetini ortaya. Her biri tornadan çıkmışçasına muhtazam, pürüzsüz, gözalıcı elmalar oradadır. Ardından diğeri koyar sepeti.Eğri büğrü, kötü görüntülü ezik, tomurcukken yağmur değmiş, yaralı bereli ne kadar elma varsa toplamıştır. Öğretmen, "Yolun açık olsun, " der ve uğurlar öğrenciyi. Diğeri, "Nasıl olur, " diye hayıflanır;bir kendisinin bir de giden öğrencinin elmalarına bakarak... Öğretmen çakısıyla birer parça keser; bir onun harika görünümlü elmasından, bir de giden öğrencinin elmasının bereli kısmından.. "Tat,"der, "En tatlısını dedim, kabuğu en güzelini değil,"diyerek uzaklaşır. Gerçekten de, pazardan aldığınız, üzerine dolu dağmiş bir meyvenin o kısmını koklayın ve tadın, bal gibidir. Yaralanarak büyüyor, yaralandıkça tatlanıyoruz, yaralarımızla güzeliz hepimiz...

Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü! Işık ışık, dalga dalga bayrağım, Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım. Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım. Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım. Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... Gölgende bana da, bana da yer ver ! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar. Yurda ay yıldızın ışığı yeter. Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün. Kızıllığında ısındık, Dağlardan çöllere düşürdüğü gün. Gölgene sığındık. Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan; Barışın güvercini, savaşın kartalı... Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum, Senin dibinde öleceğim. Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim: Yer yüzünde yer beğen ! Nereye dikilmek istersen, Söyle, seni oraya dikeyim !( ARİF NİHAT ASYA )***

Herkes tarafından çok sevilen bir adam vardı. Fakat kader ve dua anlayışı biraz farklıydı. Bir gün yaşadığı kasabada sel felaketi yaşandı. Herkes kasabayı terk etmeye başladı. Ama adam yerinden kımıldamıyordu. Sonunda en yakın komşusu arabasını onun evine çekerek kendisine seslendi. Haydi arabaya atla! Kasabada kimse kalmadı. Barajın kapakları patladı, büyük bir sel geliyor. Adam. Sen git. Tanrı beni kurtarır, dedi. Sonra sular yükselmeye başladı. Yardıma gelen bir kayığı ve onun ardından gelen tekneyi "Tanrı beni kurtarır,"diyerek geri çevirdi. Sular o kadar yükselmişti ki sonunda evin bacasına çıktı. Kendisini kurtarmaya gelen helikopteri de aynı gerekçeyle uzaklaştırdıktan sonra boğularak öldü. Tanrı katına yükselince. Tanrıya intizar etti:"Allah'ım sana güvenmiştim. Niçin benim dualarımı kabul edip beni kurtarmadın? "Tanrı kendisine seslendi: "Denedim hem de çok denedim. Önce sana arabasıyla komşunu gönderdim. Sonra bir kayık, ardından bir tekne ve son olarak bir helikopter gönderdim. Ama sen hiçbirini kabul etmedin.***

Bir gazeteci 102 yaşındaki bir adamla röportaj yapmak üzere evine gider. Gazeteci yaşlı adama ilk olarak bu kadar uzun yaşamasını ve bu yaşta böyle sıhhatli, dinç ve neşeli olmasını neye borçlu olduğunu sorar. Beklediği cevap, hiç sigara içmedim, kendimi yormadım, yoğurt yedim, ayran içtim, sabahları spor yaptım türünden bir şeydir. Ancak, ihtiyar adam gazeteciye şu cevabı verir; Evlat, Allah'ın bana lütfettiği her gün, erkenden yatağımdan kalkar ve halime şükrederek pencerenin önüne giderim. Bir iki dakika dinlendikten sonra, hava ister güneşli, ister yağmurlu, ister sıcak, ister soğuk olsun kendi kendime şunları söylerim: Bu, tam benim istediğim gibi muhteşem bir gün!:***




SENDE BİZE KATIL

SessizSokak.com da henüz yayınlanmamış bildiğin başka Başarı Öyküleri varsa, hemen bizimle paylaş.

İsim ya da Rumuzunuz :

Emailiniz :

Güvenlik kodu :   

Başarı Öyküleri sözü ekle